Son Dakika Haberler
banner

ACELE KARAR VERMEYİN

ACELE KARAR VERMEYİN
Okunma : 313 views Yorum Yap
banner

Köyün birinde yaşlı ve yoksul bir adam yaşarmış. Bu adamı kral bile kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara yüklü bir para önermiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. “Seni gidi ihtiyar bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, yaşamının sonuna dek beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin, yalnızca at kayıp deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 10 – 15 gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki on vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. “Amca sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil âdeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.” “Karar vermek için yine acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Yalnızca atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek yalnızca bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci sözcüğünü okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu kez açıktan ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu adam sahiden gerzek” diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları eğitmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler yine gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha yoksul, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye yanıt vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Yaşam böyle küçük parçalar hâlinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra düşman kuvvetleri kat kat büyük bir orduyla saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına olanak yokmuş. Giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle olarak satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler yine ihtiyara gelip, “Yine haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu yalnızca Allah biliyor.”

Hikâyeyi anlatan Çinli bilge Lao Tzu öyküsünü şu nasihatle tamamlamış: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Yaşamın küçük bir parçasına bakıp tümü hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması hâlidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna karşın akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme hâlinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Ali Özdemir