Son Dakika Haberler
banner

Yazarlar

Yeni gazete

Ayhan ile Barış bana ilk geldiklerinde yeni gazete henüz
proje aşamasındaydı.
Çok çabuk harekete geçtiler.
İlk sayıyı özel bir haberle çıkardılar.
Ardından deneyimli gazeteci Kasım Şahin’de kadroda
yerini aldı.
Spor muhabiri bir arkadaş da istihdam ettiklerini
öğrendik.
Matbaaları var,
Hedefleri de…
Bolu’da bir medya tekeli kurulduğunu, bu medya
tekelinin resmi kurumlardan, siyasi parti, dernek ve
sendikalardan karşılığında para almadan haber
yapmadıklarını, bundan Bolu halkının çok musdarip
olduğunu ileri sürdüler.
Amaçlarının bu tekeli kırmak olduğunu, “para karşılığı
haber” gibi yakışıksız işlere tevessül eden kişileri
kınadıklarını ifade ettiler.
Evet, Bolu’da para karşılığı habercilik bir gerçek pek çok
kurum bu konuda aylığa bağlanmış durumda.
İl ve ilçe belediyeleri bu sarmalın içinde.
“Benim demecimi yayınla”
“Bastır Parayı”
Anlayış bu.
Bunun en büyük sakıncası ise o gazetelere tesadüfen
ulaşan bir Bolulu yurttaş gerçek bir haber alamıyor
üstelikte abartılı yalan yayıncılığın etkisi altında
kalabiliyor.
Bolu’da bu yayınlar Basın İlan Kurumu tarafından da
destekleniyor.
Keyifleri gıcır,
Bu yetmemiş gibi Bolu Belediyesinden de akla hayale
gelmedik işler, ihaleler alıyorlar.
İşte bu güçlü ve örgütlü kirliliği Bolu Hedef
kırabilir mi?

Aslında zor ve uzun soluklu bir mücadeleyi gerektiriyor.
Tabii Bolu’da aylığa(!) bağlanan kurumların kendilerini
bu cendereden kurtarmak için istekli olmaları ve Bolu
Valiliğinin bu kirliliğe bir dur demesi gerekiyor.
Bana da bu savla geldiler,
İddialılar.
Olur, olmaz…
Kahinlik yapmak istemem.
Ama düzgün, iyi niyetli bu girişimi her yurttaşın
desteklemesi lazım diye düşünürüm.
Bu duygu ve düşüncelerle Bolu Hedef Gazetesine çıktığı
bu yolda başarılar diliyorum.

 

SÜHA ALPASLAN

 

================================================================================

Güreş Ata Sporumuzdur

Çocuklarımız sadece futbol ile mi ilgilenecek? Futbol çok iyi bir spor mu sizce? Kanaatimce futbol çok sert bir daldır. Topçuların bütün kemikleri kırıktır. Aşırı tempolu olan bu spor kalbi çok yorar. Uzmanların ilettiğine göre futbolcuların yüzde 99’u erken sayılabilecek yaşlarda vefat etmektedir.

İnsan bünyesi yüksek tempolu, aşırı efor gerektiren halter, boks, maraton, basketbol, futbol gibi sporlara uygun değildir. Sağlık için en iyi spor tempolu yürüyüş, hafif şiddetli koşu ve yüzmedir.

Ata sporumuz güreş son yarım asır içinde giderek önemsiz hale geldi. Kenara itildi. Çocuklarımızın güreşe olan ilgisini mutlaka artırmalıyız. Bu spor çok malzeme gerektirmez. Basit bir forma ile güreş yapmak mümkündür. Ayrıca güreş için pahalı mekanlara da gerek yoktur.

2020 yılının Ocak ayında hiçbir maddi çıkar beklentisi olmayan 7 kişi ile güreş üzerine bir dernek kurduk. Aradan geçen 7 aylık süreçte 40 çocuğumuza güreş eğitimi verdik. Bolu ve Kastamonu illerinde seçmelere ve yarışmalara katıldık.

Güreş insan sağlığına çok faydalı olan bir spordur. Çocuklarınızın özgüveninin, kişiliğinin, zihinsel yapısının üst seviyelere çıkmasını istiyorsanız mutlaka bir spor dalı ile meşgul olmasını sağlayınız. Hiç spor yapmayan çocuklar obez olur. Hastalıklara daha çok yakalanır.

Güreş için illaki bizim derneğe gelin filan demiyorum. Sadece sporun, güreşin fiziksel, ruhsal gelişimde çok katkısı olduğunu ifade etmek istiyorum.

Devleti yöneten idarecilerimizden güreşe verilen desteği artırmalarını bekliyoruz.

 

SAADET DİŞLİ

 

================================================================================

 

Yüksek hızlı trene yetişmek

İlk kez Ankara’dan Eskişehir’e giderken binmiştim yüksek hızlı trene (YHT). Ekranında 250 km/s hızı görünce ve buna rağmen en ufak bir rahatsızlık duymayınca çok keyif almıştım. Gerçekten raylı sistemler en ekonomik ulaşım şekli. YHT ise bunun en üst seçeneği.

 

Her trenin bir lokomotifi vardır. Bolu ve Düzce olarak YHT’ye kavuşmak isteyenlerin trenindeyim. Bu trenin lokomotifi ise hiç şüphesiz Düzce Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Ayhan Şamandar hocamdur. Kendisinin bu tren sayesinde neler kazanacağımıza dair görüşlerini çok kısa bir araştırma ile internette bulabilirsiniz. Zaten faydaları konusunda herkes hemfikir. Hattın Gerede, Bolu, Düzce, Hendek, Sakarya üzerinde geçmesi hem fay hatları riskini azaltma, hem yapım maliyeti, hem de kullanıcı sayının artması ile işletim maliyetinin azalması yönünde kârlı olduğu ortada.

 

Ben tersten gitmek istiyorum. YHT’nin gelmesini istemeyenler ne diyor? Çok nüfus gelecek. Nasıl? İstanbul ve Ankara’da çalışacaklar, bizim buralarda oturacaklar. Ayhan Hocam ile ayrıştığımız tek nokta da bu. Ben buna katılmıyorum. En başta maliyet konusu. Her gün git-gel yapmak epey bir masrafı göze almaktır. Kaç çalışan bunu göze alabilir? Alabilecek olan üst gelir seviyesindeki insan olur ki öyle insanlar da gelsin illerimize. Eskişehir’e YHT geldiğinden bugüne şehrin nüfus artış oranı ile aynı dönemde Bolu’nun nüfus artış oranı birbirine çok yakın. Artan ne? Turizm canlılığı.

 

Tarım arazimiz az, onu da YHT alanına vermeyelim diyorlar. Her noktasında 100 metre bant genişliği gerektiren otoyolun yanında 14 metre gerektiren YHT bir mi? Otoyolun kuzeyinden geçecek tren hattı dediğiniz şekilde bir kayba yol açmayacak. Diğer güzergahta Beypazarı, Mudurnu yönünde daha çok tarım alanı kaybolacak. Orası da bizim memleketimiz değil mi? Özelde illerimizin menfaatini düşünürken ülke menfaatini de göz ardı edemeyiz.

 

Düşünmemiz gereken şu; YHT ile gelecek turiste kalması veya daha fazla harcama yapması için ne tür cazibeler yaratmalıyız? Bunu da başka bir yazıda tartışırız.

 

Bu arada konuya sıcak bakan ve destek veren Bolu Belediye Başkanımız Sayın Tanju Özcan’a, Gerede Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Allar’a, Düzce Ak Parti yöneticilerine, Bolu İyi Parti yöneticilerine, başta Ercan Üsküp ve Doç. Dr. Hamdi Zenginbal olmak üzere STK yöneticilerine çok teşekkür ederim. O tren buraya gelecek! (inşallah)

SERHAN BALKANAL

 

================================================================================

Ata Sporumuz Hakkında Bilinmeyenler

 

Öncelikle Bolumuza gelen Kadın Güreş Milli takımımıza hoşgeldiniz diyor, Bolu’da yakalayacakları heyecanın hiç sönmeyerek Milli takımımızı en iyi yerlere getireceklerine gönülden inanıyorum.
Ata sporumuz eski tarihlerde bir güç denemesi olarak başladığı söylenir. Türkler şavaşa giderken antreman olarak güreş tutarlarmış en güçlüleri şavaşa dahil edilirmiş ve daha sonraki yıllarda gelenek haline gelen güreş düğünlerde ve özel günlerde organize edilerek değişik katogorilerde yapılmaktadır.
En çok bilinen güreşin önemli ayağı olan karakucak ve yağlı güreşlerdir.

Güreşe başlarken çok güzel manilerde söylenir;
“pehlivan, pehlivan alta düştüm diye yerinme üste çıktım diye sevinme üste çıkarsan apış alta düşersen yapış Hz.Hamza,dır Piriniz yıkılıp yıkmaktır arınız elbet yıkacaktır birinizi biriniz Allah Allah illallah Muhammedün resurullah Bu yiğitlere alkışlarla diyelim maşallah”.

Birde minder ayağı olan güreşlerimiz minderde serbest ve greko-Romen olarak devam eden Ata sporumuz güreş spor dallarında en çok madalya aldığımız bir spordur, bu sporun desteklenmesini gönülden arzu ediyorum.

 

SAADET DİŞLİ

 

================================================================================

 

Sağlığımızı en çok hangi cihazlar bozuyor

Hekim değilim. Sadece elektrik, elektronik yapılı donanımların hangilerinin çok yüksek manyetik alan yaydığını biliyorum. Bunların seviyelerinin ne olduğunu dileyen herkese gösterebilir, arz edebilirim.
Son 30 yıldır evlerimiz ve iş yerlerimiz tamamen elektrikli ve elektronik aygıtlarla doldu. Bu kadar çok cihaz içinde yaşadığımızda bedenimiz normal çalışma özelliğini yitiriyor. Stres, tansiyon, huzursuzluk, depresyon, mutsuzluk, kanser vb gibi sorunlarda patlama olduğunu gözlemliyoruz.
YÜKSEK GERİLİM ENERJİ HATLARI
Yüksek gerilimli elektrik akımının geçtiği yerlerden ev almayınız. Trafo merkezlerinden, jeneratörlerden uzak durmanızda fayda vardır.
CEP TELEFONU BAZ İSTASYONLARI
Her mahallede, camide, çatı katlarında, parklarda karşımıza çıkan baz istasyonlarından 200-300 m uzakta yaşayınız.
KABLOSUZ MODEMLER VE KABLOSUZ CİHAZLAR
Kablosuz modem, telefon, fare, klavye, yazıcı gibi cihazlar kullanım kolaylığı sağlar ama yaşadığınız mekanda bünyenize zarar veren elektromanyetik sinyallerin artmasına neden olur.
MİKRODALGA FIRIN
Bu cihazın içinde bulunan magnetron devresi yüksek frekanslı elektrik sinyalleri yayarak çalışır. O nedenle hamile kadınların, çocukların uzak durması gereken bir aygıttır. Kişisel görüşümü sorarsanız “evinize sokmayın” derim.
TÜPLÜ TELEVİZYON
Eski tip tüplü TV’lerin özellikle büyük ekranlı olanları fazla düzeyde statik elektrik, elektromanyetik alan, zararlı ışınlar yayarak dengemizi bozar.
Yeni tip LCD, plazma, LED TV’ler de elektromanyetik alanlar yayarlar. Zira elektrik akımının geçtiği her yerde manyetik alan oluşur.
TV’yi saatlerce izlemek, bu cihazın yakınında oturmak sizin kansere yakalanmanızı kolaylaştımaktan başka bir işe yaramaz.
Haftada hiç olmazsa bir gün TV’yi hiç açmamanızı öneririm.
TSE, CE, ISO BELGESİ OLMAYAN ELEKTRİKLİ – ELEKTRONİK AYGITLAR
Hiç bir kalite yönergesine uyulmadan üretilmiş, düşük fiyatlı, yetkili servisi olmayan, markası bilindik olmayan Uzakdoğu ülkelerinde üretilmiş aygıtlarda kalitesiz bakır, trafo, direnç, bobin, transistör kullanıldığı için bunlar fazla enerji harcayarak çalışırlar. Çok enerji çeken cihazlar size daha çok manyetik alan sunar.
www.aliozdemir.net
================================================================================

 

Öğrenmek Ömür Boyu Sürer

Sosyal medya sayfalarına zaman zaman, “bilgi ihtiva eden” kitapları tanıtan bilgiler koyuyorum.
Kafası futbol, acun, şeyma diziler, yemek, uyumak, kahvede taş dizmek şeklinde bir hayatın dışındaki şeylere çalışmayan bir takım zatlar hemen hakaret içerikli yorumlar, mesajlar iletiyorlar.
Kitaba, okumaya, öğrenmeye, araştırmaya düşman olanların sayısı hala pek çok.
Bazı zatlar da onlarca kitabın her birinden 1 adet numune yollamamı talep ediyor. Beğenirse sipariş verecekmiş… Kargo bedelini de benim ödememi istiyor.
Bunlara diyecek söz bulamıyorum. 60 kitabın sadece maliyeti 50-60 dolar (450 TL)… Kim kime 450 TL verir. Buna, Koç Holding bile “hayır” der.
Üniversitelerde akademisyen olduğunu ileten bazı zatlar “akademik kopya” adı altında sürekli bedava kitap isterler. Ayda ortalama 7-15 bin TL geliri olan, haftada sadece 2-3 gün kadar çalışan kimi akademisyenlerin bu talepleri beni yıllardır delirtir.
Yazardan, yayınevinden bedava kitap istenmesinin doğru olmadığını düşünüyorum.
Bir kitap aylarca ter dökülerek ortaya çıkarılıyor. Bilime saygılı olalım.
Okulları bitirince kitaplardan kopmak doğru değildir. Her yaşta kitaplı bir hayat sürdürmeli insan…
Ali Özdemir
www.aliozdemir.net
================================================================================

Çocukların Cinsel İstismarı

Son yıllarda çocukların cinsel istismarı konusu toplumun kanayan yarası haline gelmiş,

dünya genelinde günümüzdeki tahminlere göre, her dört kız çocuktan biri (% 25) ve her on erkek çocuktan biri (% 10) cinsel istismara uğramaktadır (Lannig, Ballard ve

Robinson, 1999).

 

Başka bir toplumsal tarama araştırmasında da buna benzer olarak her üç kız çocuktan birinin

ve her on erkek çocuktan birinin 18 yaşından önce cinsel istismara uğradığı tespit edilmiştir (Smith ve Bentovim, 1999). Türkbay, Söhmen ve Söhmen (1998) ise gerçekte bu oranların rapor edilenlerden ve tahmin edilenlerden çok daha fazla olduğunu savunmuştur.

 

Ülkemizde ise Adalet Bakanlığının yayımladığı 2019 yılına ait adli istatistiklere göre geçen yıl Türkiye’de “cinsel dokunulmazlığa karşı suç” kapsamında 49 bin 57 dava açıldı. Bunların 22 bin 689’u, yani yarıya yakını çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarıydı.

 

Adalet Bakanlığının açıkladığı istatistikler, 2012-2019 arasında Ceza Mahkemelerinde çocukların cinsel istismarı suç ve karar sayılarını veriyor.

 

Buna göre 2012’de çocuğun cinsel istismarı davalarındaki suç sayısı 17 bin 589’du. 2019’da bu sayı 22 bin 689’a çıktı.

 

Görüldüğü üzere ülkemizde çocuğun cinsel istismarı davalarındaki suç sayısı ceza miktarlarının artmasına rağmen maalesef gün geçtikçe artmaktadır.

 

İlimizde görülen ceza davalarının büyük bir kısmını da “cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” oluşturmaktadır. Özelikle yargı makamlarına yansıyan ensest ilişkilerdeki artış kaygı verici durumdadır.

 

Şu andaki mevcut kanunlar bu suçun işlenmesini önleyebilecek veya suç işlendikten sonra suçluyu ıslah edebilecek nitelikte mi her zaman tartışma konusu olmuş ve olmaya da devam edecektir.

 

Türk Ceza Kanunun da Çocukların Cinsel İstismarı 103. Madde de düzenlenmiş olup suç işleyeni karşılaşabileceği cezai müeyyideler şu şekilde sıralanmıştır.

 

Çocukların cinsel istismarı (YÜR. TAR.: 01.06.2005)

 

MADDE 103 – (DEĞİŞİK MADDE RGT: 28.06.2014 RG NO: 29044 KANUN NO: 6545/59)

  • (YENİDEN DÜZENLENMİŞ CÜMLE RGT: 02.12.2016 RG NO: 29906 KANUN NO: 6763/13) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (YENİDEN DÜZENLENMİŞ CÜMLE RGT: 02.12.2016 RG NO: 29906 KANUN NO: 6763/13) Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (EKLENMİŞ CÜMLE RGT: 02.12.2016 RG NO: 29906 KANUN NO: 6763/13) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması halinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

 

  1. a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

 

  1. b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,anlaşılır.

 

(2) (YENİDEN DÜZENLENMİŞ FIKRA RGT: 02.12.2016 RG NO: 29906 KANUN NO: 6763/13) (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması halinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

 

(3) Suçun;

 

  1. a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

 

  1. b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

 

  1. c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

 

  1. d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

 

  1. e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

 

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

 

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

 

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. (AĞIR CEZA MAHK.)

 

 

Sonuç olarak cezaların ağır olması karşısında suç işleme oranındaki artışın engellenmesi için ek önlemlerin veya mağdura yaklaşımda değişiklik yapılmasının gündeme gelmesi gerekmektedir. Cinsel istismarın önlenmesi konusunda da medya ve televizyonda kampanyalar yapılabilir ve kamuoyu bu konuda aydınlatılabilir. Çocuk ve ergenlerin kolayca ulaşabilecekleri broşür, CD gibi görsel ve işitsel materyaller çoğaltılabilir. Cinsel istismar konusu çocukların bilinçlenmesi için rehberlik saatlerinde, hayat bilgisi ya da vatandaşlık derslerinde işlenebilir. Bu suçu işleyenlerin alacağı cezaların neler olduğu ve toplumda bu kişilerin nelere maruz kaldığı caydırıcılık açısından küçük yaşta çocuklara rehberlik desteği eşliğinde derslerde anlatılabilir. Çocuğun maruz kaldığı eylemin bir istismar eylemi olup olmadığı konusunda yeterli eğitimi alması mağduriyetlerin önüne geçecektir.  Keza günümüzde çocuğun cinsel istismara uğradığını okuldaki rehber öğretmeni ile paylaştığı ve durumun yargıya intikal ettiği görülmektedir.

 

Ayrıca ebeveynlere de bu konuda oldukça görev düşmektedir. Zira çocuklar genellikle cinsel istismara maalesef ki internet ve sosyal medya üzerinden tanıştıkları kişiler tarafından maruz kalmaktadır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarını kısıtlamadan kontrol altında tutmaları ve kimlerle ne sıklıkla görüştüklerini bilmeli ve onları olası tehlikelere karşı korkutmadan bilinçlendirmeleri gerekmektedir. Gerekirse veliler bu konuda çekinmeden okuldaki rehberlik öğretmenlerinden destek almalıdırlar. Ayrıca çocuklarına cinsel istismara maruz kaldıklarında çekinmeden kendilerine ya da rehberlik öğretmenlerine bu durumu anlatmaları gerektiğini, bunda utanılacak bir durumun olmadığını öğretmeli ve hatırlatmalıdırlar. En önemlisi de en yakınları dahi olsa çocuklarına, istemedikleri takdirde kimsenin onlara sevmek için dahi olsa dokunamayacağını aksi durumda buna karşı tepki göstermeleri gerektiğini öğretmelidirler. Unutmayalım ki ülkemizde en çok küçük çocuklar en yakınlarının cinsel istismarına maruz kalmaktadır.

 

Yine çocukların karşılaştığı istismar olayını rahatça anlatabilmesi için internette destek grupları ve sohbet odaları kullanılabilir. Özellikle ülkemizde bu tip olaylar gizli kalmak eğilimindedir. Bu eğilimin önüne geçilebildiği takdirde her ne kadar adli vakalarda artış olduğu görülecek ise de olayın ortaya çıkması ve failin cezalandırılması için büyük bir adım olacağı kanaatindeyim. Unutmayalım ki toplum olarak bilinçlendiğimizde ancak bu suçların işlenmesini önleyebiliriz. Cezalar yalnızca suçluyu cezasız bırakmamak için vardır. Ancak eğitim ve bilinçlenmek suçu olmadan önce önleyecek silahlardır.

 

Çocuklarımızın daha önceki yıllarda olduğu gibi korkusuzca sokakta oynayabildiği, tanıdıklara güvenle emanet edilebildiği ve güven ortamının hüküm sürdüğü günlerin çok yakında gelmesi dileğiyle herkese huzurlu günler dilerim.

BERK KUTLUKAYA

HUKUKÇU – AVUKAT